Avrupa kırsalının engebeli tepeleri ve altın tarlalarının ortasında, zamanın daha yumuşak bir tempoda aktığı sevimli bir köy yer alır. Bu pitoresk ortamın kalbinde, mütevazı ama büyüleyici bir kır evi sıcak kalpli Jean-Luc ve eşi Marie'ye aittir. Birlikte, mütevazı arka bahçelerini yemyeşil bir vahaya dönüştürdüler, doğaya ve bahçe sanatına olan sevgilerinin bir kanıtı.
İlkbahar bir fısıltıyla gelir ve Jean-Luc ve Marie'nin bahçesinde bir hareketlilik başlar. Çift, kuşların cıvıltıları ve ağaçların tepelerinden süzülen ilk güneş ışınlarıyla karşılanarak erken uyanır. Günlerine, yakında çiçek açacak tuvallerine bakan yıpranmış bir bankta oturup taze demlenmiş bir fincan kahveyle başlarlar.
Bahçe tasarımları, yerel bitki örtüsünün ve özenle seçilmiş egzotik bitkilerin uyumlu bir karışımıdır; her bitki, yerel iklimde gelişme ve genel estetiğe katkıda bulunma yeteneği için seçilmiştir. Tutkulu bir bahçıvan olan Jean-Luc, koyu kızıldan allık pembesine kadar değişen canlı tonlardaki hoş kokulu gül sıralarını beslemekten gurur duyarken, Marie ise otlar ve sebzeler konusunda uzmanlaşmıştır ve fesleğen, kekik, domates ve marulla dolu gelişen bir mutfak bahçesini besler.
Jean-Luc çalışırken felsefesini şöyle açıklıyor: "Bir bahçe sadece bir bitki koleksiyonu değildir; kişinin ruhunun bir yansımasıdır. Her taş, her çalı anlatacak bir hikayeye sahiptir." Ormanda yürüyüşler sırasında bulunan taşlar gibi doğal unsurları bir araya getirerek, onları bahçenin gizli köşelerine giden patikalara yerleştiriyor ve orada sürpriz çiçekler bekliyor.
Öte yandan Marie, renk ve doku konusunda bir ustadır. Çiçekleri ve otları karmaşık sepetlere örerek kulübenin saçaklarına asar ve bir koku ve görüntü senfonisi yaratır. Ayrıca sebze bahçesinin etrafında canlı bir bordür oluşturur ve zararlıları uzaklaştırmak için parlak kadife çiçekleri ve nasturtiumlar kullanarak bir renk patlaması yaratır.
Yaz ilerledikçe bahçe canlanır. Arılar çiçekler arasında vızıldayarak, titizlikle tozlaşma yaparken, kelebekler bir çiçekten diğerine uçar. Jean-Luc ve Marie sık sık bahçe partileri düzenler, arkadaşlarını ve komşularını emeklerinin bereketini paylaşmaya davet ederler. Geniş bir meşe ağacının gölgesinde, taze toplanmış çiçeklerle süslenmiş bir masa ve bahçelerinden topladıkları malzemelerle hazırlanmış bir ziyafet kurarlar.
Sonbahar, yapraklar altın ve kırmızıya dönerek bahçeyi yumuşak bir renk halısıyla kapladığında, sıcak tonlardan oluşan bir palet getirir. Jean-Luc ve Marie, bu düşen yaprakları toplar, bunları yataklarını malçlamak ve yanan odun kokusu ve arkadaşlarının kahkahalarıyla çevrili, rahat şenlik geceleri yaratmak için kullanırlar.
Kış, sessiz olsa da, kendi cazibesini korur. Bahçe, çıplak dalları berrak mavi gökyüzüne karşı belirginleşerek bir kış harikalar diyarına dönüşür. Jean-Luc ve Marie, bir sonraki bahçe sezonunu planlarken kulübeyi şenlikli ışıklarla süsleyerek içeride rahat bir atmosfer yaratırlar.
Bahçeleri sadece bir güzellik ve rahatlama yeri değil; sevginin, sabrın ve doğayla uyum içinde olmanın basit sevinçlerinin yaşayan, nefes alan bir kanıtı. Jean-Luc ve Marie pencerelerinin yanında oturup mevsimlerin gelip geçmesini izlerken, birbirlerine ve yuva dedikleri topraklara olan sevgileri her geçen yıl daha da güçlenirken, bahçelerinin de gelişmeye devam edeceğini biliyorlar.
